VKV Amerikan Hastanesi Nükleer Tıp ve Moleküler Görüntüleme Merkezi tıbbi ekibi ve teknolojinin sunduğu mükemmel olanaklar ile hastalıklara meydan okuyor.
VKV Amerikan Hastanesi Nükleer Tıp ve Moleküler Görüntüleme Merkezi’nin temel prensibi; konusunda en gelişmiş sağlık teknolojisi ve tesisleri kurarak, verdiği tıbbi hizmeti yüksek beceri, şevkat duygusu ve insan onuruna saygı ile desteklemektir.
Bütün bunlara bağlı kalarak yeni yapılanma ve atılımın en önemli bölümü onkoloji alanında gerçekleşmektedir. Nükleer Tıp ve Moleküler Görüntüleme Bölümü onkolojik hastalıkların teşhis, tedavi ve takibinde santral öneme sahiptir. Nisan 1986’da meydana gelen ve dünyamızın bugüne kadar karşılaştığı en büyük felaket olan Çernobil’deki reaktör kazası sonrası, sıklığının arttığı kanıtlanan tek kanser türü tiroid kanseridir. Buna paralel olarak ülkemizde de önemli artış göstermiştir ve tedavilerinin yapıldığı merkezlere azami ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bilinç ve sorumluluk ile Nükleer Tıp Merkezi bünyesinde ‘‘Radyoaktif İyot Tedavi Kliniği’’ kurulmuştur. Mayıs 2007 tarihinde hasta kabulüne başlayan bu bölümde, tiroid kanserlerinin tedavisi konusunda on yılı aşkın tecrübesi olan doktor, sağlık fizikçisi ve yardımcı sağlık personeli çalışmaktadır. İzolasyonu sağlanmış odalarda, maksimum tıbbi hizmet ve hasta konforu parolası ile oluşturulan serviste ayrıca hipertiroidi sebebi olan bir dizi hastalığın tedavileri de radyoaktif iyot ile yapılmaktadır. Tüm radyoaktif tedavilerin yapılabildiği bu klinikte, kemik metastazlarının palyatif tedavisi ve bazı lenfoma türlerinin tedavilerinin de yapılması mümkündür, bu konuda Onkoloji ve Hematoloji Bölümleri ile ortak çalışmalar yürütülmektedir.
İnsan organizmasının temelini, yapı taşları karbon, oksijen, hidrojen ve azot olan milyonlarca molekülün harmonize, senkronize ve organize işlev ve hareketleri oluşturuyor. Nükleer Tıp, bu karmaşık dünyanın bireylerini, her bireyin farklı etkilerde oluşturduğu farklı tepkileri ya da tepkisizliği, her molekül topluluğunun davranışını, birlikteliğini, birliktelik koşullarını veya sorunlarını anlayabilecek potansiyele sahip. Bu özellikleri ile Nükleer Tıp, anatomik detay veren BT-MR veya ultrasonografiden farklı. Unutulmaması gereken, hastalıklar önce organın fonksiyonunu, sonra yapısını bozar. Küçük miktar radyoaktif madde ile işaretli belirli molekülün kullanılması ve bunun vücutta dağılımının görüntülenmesi ile hastalıkların erken tanısı mümkün. Nükleer Tıp fonksiyonel düzeyde görüntüleme yapar. İnsanda doğal olarak bulunan bu elementlerin çoğunun pozitron (pozitif yüklü elektron) ışıması yapan radyoizotopları bulunmaktadır. Bu ışımanın sonucunda oluşan gama ışınlarının görüntülenebilmesi için pozitron emisyon tomografisi isimli cihaz gerekmektedir. Pozitron yayan izotopların yarı ömürleri dakikalar, hatta saniyeler ile ifade edilir. Pozitron yayan radyonüklidlerin en önemli özelliği daha önce de vurgulandığı gibi organizmada doğal olarak yer alan atomların radyoizotopları olmasıdır. Bu mantık ile insan vücudundaki her molekülün ve ilgili mekanizmanın görünebilir hale gelmesi mümkündür. Bu moleküler düzeyde görüntüleme anlamına gelmektedir. Günümüzde tıbbın ulaştığı ‘Moleküler Tıp’ düzeyinde, Nükleer Tıp ve Moleküler Görüntüleme, araştırma ve klinik uygulama alanında köprü konumundadır.
Pozitron Emisyon Tomografisi / Bilgisayarlı Tomografi (PET / BT)
Pozitron Emisyon Tomografisi / Bilgisayarlı Tomografi (PET / BT) entegre cihazı fonksiyonel düzeydeki görüntüleri kesitsel anatomik bilgiler ile değerlendiren eşsiz bir sistemdir. Her yaş grubunda kullanılması mümkündür. Bilgisayarlı tomografi parçası yer belirleme, yani anatomik detay ve PET görüntü kalitesini artırmak, sayısal değerlendirmelerin doğruluğunu sağlamak için kullanılır. Klinik kullanıma girmesi, özellikle onkoloji alanında devrim yaratmıştır. Diğer önemli kullanım alanları kardiyoloji ve nörolojik bilimlerdir.
VKV Amerikan Hastanesi’nde kurulumu tamamlanmış olan PET / BT sistemi bu inanılmaz teknolojinin geldiği son noktadır. Bir referans merkezi olarak planlanmış ve kurulmuştur. Bu sistem ile yaklaşık dört milimetre boyunda ve metabolik olarak aktif lezyonlar görüntülenmektedir. Halen kullanımda bulunan sistemler yedi - sekiz milimetrelik lezyonu gösterebilirken, elimizdeki teknoloji ile bu değer yaklaşık dört milimetreye düşmektedir. Bu mükemmel görüntülemenin yarı doz, en düşük radyasyon dozu ve yarı zamanda sağlandığı düşünülürse gelinen nokta hayranlık uyandırıcıdır.
Onkoloji hastalarında, iyi - kötü huylu kitlelerin ayrımını sağlamada, kanserin evrelendirilmesinde, tümörün habaset derecesinin ve organ içerisinde yaygınlığının, tüm vücut metastazlarının belirlenmesinde, nüksü saptamada, tedavi yönteminin seçilmesinde, tedavi cevabının değerlendirilmesinde, radyoterapi planlamasında gerçek tümör kitlesinin belirlenerek doğru yerin doğru dozda ışınlanmasını sağlamada kullanılır. Bu değerlendirmeler kantitatif (sayısal) bilgi ile de desteklenir. Bu sayısal değerler ile tümör davranışının anlaşılması mümkün olur. Onkolojik hasta grubunda, PET tek seferde tüm vücudu görüntülemesi ile diğer tüm görüntüleme yöntemlerinin toplamından daha fazla bilgi veren eşsiz bir yöntemdir. Sonuç olarak, PET / BT olmaksızın birçok onkolojik hastanın değerlendirilmesi olanaksızdır.
Günümüzde bütün bunlar için en yaygın kullanılan molekül işaretli glukozdur. PET sistemlerinde kullanılan yaklaşık 200 molekülden biridir. İşaretli şeker molekülü, tümör hücrelerinin glukozu kullanma hızının artması prensibine bağlı olarak tümör metabolizmasını gösterir. Bunun yanında işaretli amino - a sitler ile proteinler, DNA, reseptörler, antikorlar, hormonlar, ilaç molekülleri, enzimatik yollar görünür ve ölçülür hale getirilebilir.
PET / BT akciğer nodüllerinin habaset potansiyelini araştırmada, akciğer kanseri, lenfoma, melanoma, kalın bağırsak - rektum, baş - boyun, özefagus kanserleri, meme, tiroid ve diğer endokrin tümörlerde, genito - üriner, pankreas, karaciğer, merkezi sinir sistemi, kas - iskelet sistemi tümörlerinde kullanılmaktadır. Unutulmaması gereken nokta, bu tümörlerin hepsinin tek bir molekül ile görüntülenmesinin mümkün olmadığıdır. Tümör tipine ve yerleştiği organa bağlı olarak işaretli moleküler farklılık gösterir.
Moleküler görüntüleme alanında referans olan Nükleer Tıp ve Moleküler Görüntüleme Merkezi’nde, Türkiye’nin ve çeşitli ülkelerden gelecek doktorların eğitimi, deneyimlerin paylaşımı da mümkün dür. VKV Amerikan Hastanesi’nde bulunan Tıbbi Genetik ve Koç Üniversitesi bünyesinde kurulacak ‘‘Genetik ve Moleküler Biyoloji Bölümleri ile ortak çalışmalar yapılması da planlanmaktadır.
Pozitron Emisyon Tomografisi nörolojik bilimlerde ve psikiyatride, beyin glukoz metabolizmasını, oksijen tüketimi ve kan akımını göstermede, Alzheimer hastalığı ve diğer bunama nedenlerinin ayırıcı tanısında, epilepsi odaklarının saptanmasında, sinir sistemi ile ilgili bir çok reseptör ve molekülün görüntülenmesinde kullanılmaktadır. Buna en yaygın örnek Parkinson hastalarında dopamin reseptörlerinin durumunun ve tedaviye cevabın değerlendirilmesidir. Diğer hareket bozukluklarının ayırıcı tanısında da uygulama alanı mevcuttur.
Kardiyolojide, koroner arterlerin kan akımının sayısal olarak belirlenmesi ve koroner arter hastalığı tanısı, kalp kasının yağ asidi, glukoz metabolizması ve oksijen tüketiminin gösterilmesi, reseptörlerin görüntülenmesi PET ile mümkündür. Kalp krizi geçiren hastalarda geri kalan canlı kalp dokusu ve miktarını belirlemede ve bu sayede revaskülarizasyondan yararlanacak hastaların seçiminde de kullanılmaktadır.
İntraoperatif Gama Prob
Yine son yıllarda klinik uygulamaya giren ve VKV Amerikan Hastanesi Nükleer Tıp Merkezi’nde de mevcut olan ‘intraoperatif gama prob’ sisteminin kullanımı giderek artış göstermektedir. Bu sistem ile kanser dokusundan direnaj alan ilk lenf nodunun (bekçi lenf nodu) radyoaktif işaretlenmesini takiben, ameliyat sırasında bu prob sistemi ile bulunup çıkarılması mümkün olmaktadır. En yaygın olarak meme kanserleri ve malign melanomada kullanılmaktadır. Bekçi lenf nodunda kanser olmaması hastayı gereksiz bölgesel lenf diseksiyonundan kurtarmaktadır. Bu da hastanın sonraki hayatındaki yaşam standart ve konforundan kayıp olmaması anlamına gelmektedir. Buna en belirgin örnek olarak meme tümörlerinde koltuk altı bezlerinin gereksiz yere çıkarılmaması verilebilir.
Üre Nefes Testi
Helikobakter Pilori isimli bakterinin mide ve ince barsak ülserleri, gastrit, mide tümör ve lenfoması ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, teşhisi, tedavisi ve tedavi cevabının değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu amaç ile VKV Amerikan Hastanesi Nükleer Tıp ve Moleküler Görüntüleme Merkezi’nde ‘‘üre nefes testi sistemi’’ kurulmuştur. D aha önce yurt dışına gönderilerek değerlendirilen bu testler, artık 30 - 45 dakika içerisinde sonuçlandırılmaktadır. Bu test ayrıca tedavi cevabının değerlendirilmesi için de kullanılır.
İşaretli Lökosit Sintigrafisi
Nükleer Tıp ve Moleküler Görüntüleme Bölümü’nde, Türkiye’de sınırlı sayıda yapılabilen işaretli lökosit sintigrafisi de rutin klinik kullanıma girmiştir. Bu sayede enfeksiyon odaklarının doğru tespiti mümkün olacaktır. Bu inceleme, sebebi bilinmeyen ateşten, kemik ve yumuşak doku enfeksiyonları, metalik implantlar etrafındaki enfeksiyon odaklarının tespitine kadar geniş bir hasta grubunda kullanılmaktadır.
Bütün bunların yanında iki adet çift dedektörlü gama kamera sistemi ile teşhise yönelik tüm sistemlere ait sintigrafik incelemeler güncel tıbbi uygulamalar ve görüntüleme prosedürleri doğrultusunda yapılmaktadır.
Son Güncellenme Tarihi: 25.12.2007 18:52:00